İzmir’in içme suyu ihtiyacını karşılamak üzere inşa edilen Tahtalı Barajı göl alanı içinde kalan arkeolojik merkezleri kurtarma amacıyla İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından bir araştırma yapılmış ve bu araştırma sırasında izmir’in güneyinde, Menderes ilçesine bağlı Bulgurca köyünün kuzey kenarında bir prehistorik yerleşim tespit edilmiştir. Bakla Tepe olarak adlandırılan bu yerleşim 250 m çapında kayalık bir arazi üzerine kurulmuştur.

baklaBu merkez bir taraftan kuzeydeki Cumaovası’na , diğer taraftan ise kanyon tipi bir vadi aracılığıyla denize bağlanmaktadır. İzmir Arkeoloji Müzesi Başkanlığı altında gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalardan biri olan Bakla Tepe Kazısı , izmir Bölgesi Kazı ve Araştırmaları Projesi kapsamı içinde ele alınmış ve 1995-1998 yılları arasında yürütülmüştür. Dört senelik çalışma sonucu, Bakla Tepe’de Geç Kalkolitik Çağ’dan Erken Tunç çağı’nın ikinci yarısına kadar devam eden bir yerleşim süreci tespit edilmiştir. Ayrıca bu dönemlere ait mezarlık alanları da açığa çıkarılmıştır. Bakla Tepe’de höyük üzerinde yer alan Erken Tunç çağı mimari kalıntıları arasına inşa edilmiş bir Miken Dönemi anıtsal oda mezarı, Ege ve Anadolu’ya has kültürel özellikleri bir arada yansıtan özel bir mezar konteksi içermektedir. Bakla Tepe’nin en erken iskan tabakaları Geç Kalkolitik Çağ’a aittir. Bu dönemde yaklaşık 300m çapında büyük bir yerleşme görünümünde olan Bakla Tepe, açık bir yerleşim düzeni göstermektedir. Herhangi bir savunma sistemine sahip olmayan yerleşme , en az dört farklı evrede iskan edilmiştir.
bakla4

Ele geçen mimari kalıntılar dönemin inşaat sistemleriyle ilgili çok önemli ipuçları sağlamaktadır. Geç Kalkolitiğin tüm evrelerinde sadece tek sıra bakla2olarakdizilen taş temellerin üzerinde, “wattle and daub” tekniğinde ; yani kamış , dallar ve çamur kullanılarak inşaa edilen yapılar bulunmaktadır. Bakla Tepe’nin hemen hemen tüm Kalkolitik çağ evreleri, geçirdiği yangınlar sonucunda yanmış ve yıkılmıştır. Gerçekleştirilen kazılarda Geç Kalkolitik Çağ’da bir birinden bağımsız inşa edilmiş bir ucu ızgara şeklinde düzenlemelere sahip olan apsidal yapılar , dairesel planlı ufak yapılar ve daha çok erken evrelerde karşımıza çıkan dikdörtgene yakın planlı yapılar tespit edilmiştir. Bu yapıların arasında tabanıarı çakıl taşlarıyla döşeli çeşitli sokaklar da bulunmaktadır. Yapıların iç kısımları genellikle çakıl taşları ve yumruk büyüklüğünde taşlarla döşeli tabanlara sahiptir. Yine bu yapılarla bağlantılı çeşitli ocak tabanıarı da açığa çıkarılmıştır. Izgaralı yapıların “ızgara” düzenlemeleri ve dairesel planlı ufak yapılar Bakla Tepe’nin bu dönemdeki sosyo-ekonomik yapısıyla ilgili önemli bilgiler vermektedir. Mimaride gözlemlenen bu özell ikler, yerleşmede çok bol miktarda ele geçen çakmaktaşı ve obsidiyen aletler, öğütme taşları ve kemik aletlerle bir arada değerlendirildiğinde , Bakla Tepe’nin özellikle tarımla uğraşan bir üretim topluluğuna ev sahipliği yaptığı anlaşılmaktadır.

Höyük çevresindeki bereketli ovaların Geç Kalkolitik Çağ’dan itibaren üretim amacıyla kullanıldığının güzel bir göstergesi olan bu bulgular ışığında, mimaride görülen çeşitli özel düzenlemelerin fonksiyonu da açıklık kazanmaktadır. “Izgara” planlı yapıların ızgarakısımları üzerinde büyük ihtimalle çeşitli ahşap hatıllar yerleştirilmekte ve bu hatıllar üzerinde üretim fazlası tahıl saklanmaktadır. Bu özel düzenlemeyle taban altında sağlanan hava sirkülasyonu sayesinde tahılların kısa sürede bozulmasının önünegeçilebilmektedir. Dairesel planlı , tabanları taşlarla döşeli ufak yapılar iskan için çokküçüktür (yaklaşık 1.30m çapında). Bu yapıların da ürün depolama amaçlı kullanılmış olması gerekmektedir. Bakla Tepe Geç Kalkolitik yerleşmesi bir tarım toplumu olmanın ötesinde maden ve tekstil üretiminde de faal bir yapı göstermektedir. Kazılarda ele geçen çok miktarda madeni buluntu, cüruf örnekleri , üfleç ve potalar; gelişmiş bir madencilik anlayışına işaret etmektedir. Bakla Tepe Geç Kalkolitik Çağ yerleşmesinin bir diğer özelliği de taban altı bebek mezarlarıdır. iri çömlekler içerisine gömülen bebekler her mezarda hacker pozisyonda yatırılmıştır. Çömleklerin ağız kısımları, yine seramikle kapatılmaktadır. Mezarlar içerisinde genellikle mezar eşyasına rastlanmamaktadır.

 Geç Kalkolitik Çağa ait çok sayıda seramik örneğin ele geçtiği Bakla Tepe’de özellikle yapılar içerisinde ele geçen ufak maşrapa ve testi tipinde “sıvı dökme amaçlı” kapların yoğun olarak ele geçtiği gözlemlenmektedir. Beyaz boyalı çanak ve kase tipi kapların gelişimi takip edilerek Bakla Tepe’nin Geç Kalkolitik çağ seramik kronolojisi hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir. Yine bu dönemde Ege bölgesinde geniş bir yayılım alanı bulunan ve “cheesepot” olarak adlandırılan fonksiyonel bir kap tipi de Bakla Tepe’de yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Geç kalkolitik Çağ’ı takip eden Erken Tunç Çağı’nda Bakla Tepe’deki yerleşim modelinde, dolayısıyla da sosyal yaşamda önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu dönemde yerleşmenin boyutları yaklaşık 100 m çapına düşmüş, yerleşmenin çevresi surlarla, yer yer de hendeklerle çevrelenmiştir. Mimaride tamamen farklı bir modelolan daha dayanıkIı taş temel üzerine kerpiç yapılar kullanılmaya başlanmıştır.

Kalkolitik Çağ’da karşımıza çıkan bağımsız mimari ögeler ortadan kalkarak bir biri ile bağlantılı ortak çatılara ve duvarlara sahip dikdörtgen planlı evler karşımıza çıkmaya başlamıştır. Evlerin tabanıarı yer yer çakıl taşları veya yumruk büyüklüğündeki taşlarla sıkı bir şekilde döşenmiştir. Evlerin büyük mekanlarının ortasında oval planlı ocak tabanıarı yer almaktadır. Bazı yapılarla bağlantılı silo olabilecek ufak, kare planlı mekanlar da tespit edilmiştir. Kullanılan kerpiç malzemenin doğal sonucu olarak Bakla Tepe Erken Tunç Çağı yerleşmesinin olduğu kesim, Kalkolitik höyük üzerinde yer alan ikinci bir konik höyük karakteri göstermektedir. Yerleşmenin kuzey yamacında tespiredilen savunma sisteminin 20m uzunluğundabir kısmı açılabilmiştir. Bu sistem, kazılmayan alanlar içerisinde devam ederek yerleşmeyi çevrelemektedir.

bakla3

Savunma sistemi tepenin doğu yamacında da tespit edilmiştir. Ancak kuzey yamaç kadar dik olmayan bu yamaçta ikinci bir savunma tedbirine ihtiyaç duyulmuş ve sur duvarının hemen dışına derin bir hendek açılmıştır. Söz konusu hendek düzenlemesinin dışında (doğusunda) gerçekleştirilen kazılarda , bu alanın Erken Tunç Çağı yerleşmesinin extramural mezarlık alanı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu dönemde dört tarafı büyük levha taşlarla sınırlandırılmış sanduka mezarlar, ağzı pithos parçaları ile kapatılmış iri pithos mezarlar ve basit toprak mezarlar karşımıza çıkmaktadır. Sanduka mezarların yanında mezarların yerini belirleyen, aynı zamanda ölü gömme sonrasında gerçekleştirilen törenlerde kullanılmış olması gereken dikeyolarak yerleştirilmiş iri pitoslar karşımıza çıkmaktadır. Bu pithosların içi taşlarla doldurulmuştur. Üç farklı mezar tipine de hocker gömmeler yapılmaktadır. Mezarlarda mezar eşyalarına da rastlanmaktadır. Madeni buluntular arasında bronzdan yapılan kısa hançerler, ok ucu ve iğneler, gümüşten yapılan kütlevi bilezikler, küpeler ve çeşitli süs eşyaları karakteristiktir. Seramik örnekler arasında yayvan ağızlı siyah perdahiı testiler, beyaz boyalı ufak kaplar ve kabaralarla bezeli testicikler bulunmaktadır.

bakla5Mezarlar içerisinde ölü gömme adetleriyle bağlantılı olarak karbonlaşmış buğday kalıntıları ele geçmektedir. Bakla Tepe yerleşim alanında bu dönemi takip eden bir boşluk bulunmaktadır. Boşluğu takip eden Erken Tunç Çağı II sonunda, yerleşmenin doğu eteklerinde dağınık bazı yapılar tespit edilmiştir. Ancak bu dönem yerleşmesi önceki Geç Kalkolitik ve Erken Tunç çağı dönemleri ile kıyaslanamayacak kadar küçük ve düzensizdir. Bakla Tepe kazılarının son sezonu olan 1998 yılında, baraj gölünün dolması ve höyüğün güney kısmı üzerinde yer alan evlerin boşaltılarak yıkılmasının ardından bu alanda, evlerin bahçelerinde gerçekleştirilen sondaj çalışmaları sırasında ilk kez tespit edilen bu dönem extramural mezarlık alanı, tüm Ege ve Anadolu arkeolojisi için çok önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Pithos mezarlardan oluşan bu dönem mezarlığı , yaklaşık olarak 700m2 lik bir alana yayılmaktadır. Ağız kısımları doğuya bakan mezarların ağızları önceki dönemlerden farklı olarak levha taşlarla kapatılmış, yan kısımlardan da yine çeşitli taşlarla desteklenmiştir. Mezarlar içerisine birden çok gömme yapılmıştır. Yeni gömme yapılacağında eski iskelet kalıntıları pithosun dip kısmına itilmektedir. Bir mezarda altı bireye ait kafatası kalıntıları ele geçmiştir. Mezarlar içerisine bırakılan mezar eşyalarının en önemli kısmını seramik örnekler oluşturmaktadır. Gaga ağızlı testi, depas, tankard, pyxis tipi kaplar; mezarlar yanında yerleşmeden de ele geçmiştir. Bu seramik örnekler özellikle bu dönemde Anadolu’dan batı Ege’ye doğru izlenen bir “kültür transferin in” en önemli kanıtlarını oluşturmaktadır.

Orta Anadolu bölgesindeki kazılarda ,hatta Suriye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafik alanda karşımıza çıkanve kronolojik karşılaştırmalar yanında bölgeler arası ilişkilerin boyutlarını da ortaya koymamıza yarayan belirli kap tipleri, Bakla Tepe Erken Tunç çağı II sonu mezarlığında karşımıza çıkmaktadır. Bu bulgular, izmir bölgesinin Anadolu ve Ege kültür bölgeleri arasında bir çeşit köprü görevi gördüğünü kanıtlamaktadır.

btmikenTakip eden dönemlerde iskan görmeyen Bakla Tepe’de 1996 yılında tespit edilen süpriz bir mezar, bölgenin Geç Tunç çağı’ndaki karakteri konusunda önemli bilgiler vermiştir.Bakla Tepe’de Erken Tunç Çağı höyüğünün tepesinde tespit edilen söz konusu oda mezar dikdörtgen formdadır ve güney kısmında bir kapı aralığına sahiptir. Levha taşlarla inşaa edilen mezarın çevresi düzensiz toplama taşlarla kaplanmıştır. Yüzey toprağının hemen altında tespit edilen mezarın yaklaşık yarım metre yüksekliğindeki bir kısmı korunabilmiş, üst yapısı tamamen tahrip olmuştur. Çevresindeki taş düzenlemeler göz önüne alındığında, bu mezarın tümülüs olması gerekmektedir. Antik dönemlerde tahrip edilmiş olan mezarın tabanı çok düzgün bir şekilde çakıllarla döşenmiştir. Mezarın içerisinde dağınık olarak bulunan yanmış kemikler, kremasyon ölü gömme geleneğinin varlığını kanıtlamıştır.

Ele geçen çok sayıda seramik örnek arasında bölgeye has devetüyü astarlı örnekler yanında boyalı ithal Myken seramiği, lokal Myken seramiği örnekleri de ele geçmiştir. Bunlar yanında Myken kültürünün özelliklerini yansıtan çeşitli fildişi, altın, kemik taş ve bronz buluntular da bu mezarın önemli kişilere ait olması gerektiği yolunda ipuçları vermiştir. Buluntu açısından oldukça zengin olan mezar büyük ihtimalle yerel bir bey ile ailesine ait olmalıdır. Bakla Tepe Geç Tunç Çağı mezarı aynı bölgede daha önceki yıllarda bulunan Kolophon tolos mezarı ile birlikte düşünülmeli ve aynı kontekste değerlendirilmelidir. Bu mezarlar büyük ihtimalle bölgedeki önemli bir Geç Tunç Çağı yerleşmesinin beylerine ait anıt niteliğinde yapılardır ve çevredeki yüksek tepelerin üzerine inşaa edilmektedir. Bu bağlamda aynı bölgede yer alan diğer tepeler üzerinde de bu tür mezarların bulunması sürpriz olmayacaktır.

İzmir Bölgesi Kazı ve Araştırmalar Projesi , özellikle son on yılda Batı Anadolu sahil kesiminde gerçekleştirilen bölgenin tarih öncesi dönemlerinin araştırılmasında önemli bir misyon yüklenmiştir. Çeşitli aşamalarda İzmir Arkeoloji Müzesi ile birlikte gerçekleştirilen kazı ve yüzeyaraştırmaları , arkeolojinin tek bir kazı olarak değil de, bölgesel bir proje olarak ele alınmasının önemini bir kez daha vurgulamıştır. Uluslararası kurum ve kuruluşlarla ortaklaşa gerçekleştirilen maden ve kil analizleri, jeoloji, zooloji, antropoloji ve botanik çalışmaları bölgenin tarih öncesi kültürleri ileilgili birçok bilinmeyenine ışık tutmaya başlamıştır. Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda Batı Anadolu sahil kesiminin sadece Troya’dan ibaret olmadığı, hatta Troya’nın çok daha üzerinde birçok merkeze ev sahipliği yaptığı artık şüphe götürmez bir gerçek haline gelmiştir. Daha son yıllara kadar Ege ile ilgili çalışmalarda büyük bir boşluk olarak karşımıza çıkan Doğu Ege sahilleri artık önemli prehistorik merkezlere kavuşmuştur. İzmir bölgesinde önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilecek yeni kazı ve araştırmalar bölgenin Anadolu ve Ege arkeolojisindeki yeri ve önemini daha da güçlendirecektir.